sınav duyurusu

2012-ÖMSS: Özürlü Memur Seçme Sınavı (26.12.2011)  
BASIN DUYURUSU

(26 Aralık 2011)

 

2012 Özürlü Memur Seçme Sınavı (ÖMSS)

 

03/10/2011 tarihli ve 28073 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Özürlülerin Devlet Memurluğuna Alınma Şartları ile Yapılacak Merkezi Sınav ve Kura Usulü Hakkında Yönetmelik” uyarınca Özürlü Memur Seçme Sınavı Merkezimiz tarafından yapılacaktır.

 

2012 Özürlü Memur Seçme Sınavı (ÖMSS) 29 Nisan 2012 tarihinde yapılacaktır. 

 

Sınava ilişkin başvuru, başvuru merkezleri, başvuru koşulları, sınav, değerlendirme, yerleştirme vb. bilgiler daha sonra Merkezimiz tarafından adayların bilgisine sunulacaktır.    

 

Adaylara ve kamuoyuna duyurulur.

 


ÖSYM BAŞKANLIĞI

 
 

saliha bir hanım istiyorum bir hayat hikayesi

Yaş 25 evlilik zamanı geldi geçti ………derken annem açtı yuva kurma konusunu.
Saliha bir kız olsun gerisi gelir diye düşünüyordum.
Yakın bir akrabamızdan haber geldi.
komşuları çok dindarmış, kızlarının ailesinden dahada dine bağlı olduğunu duyunca sevindim.
Gittik bir görelim görüşelim dedim.Ilk ailesiyle konuştum…
Hatta ben konuşmadım sürekli onlar konuştu.şaşırdım kaldım…
Bir şey diyemedim…
Kına gecesinde en iyi müzüsyenler olacakmış…
Düğünde keza aynı…
Ev dayalı döşeli olacakmış,hemde hepsi en pahalısından…
Araba olacakmış son model hemde, çünkü komşunun damadı sıfır araba almış geçende…
Anne hadi kalkalım diyecektim utandım…
Kızla görüştürmek istediler…
İslamiyete uygun olarak görüştük…
on beş bilezik…
En güzel gelinlik(10 bin tl)…
En büyük düğün salonu…
Ne diyeceğimi bilemedim…
Ben Saliha Bir Eş istiyordum sadece…
Istekleri bir türlü bitmiyordu…
O anda yan taraftaki aynaya gözucuyla baktım kendime…
Görünüşümdede bir iş adamı profilide yoktu…
Yirmi beş dakika konuştu istekleri bitince sıra bana geldi.
Senin isteklerin nelerdir dedi…
Biran önce kalkıp gitmek istiyordum sıkılmıştım, geleli bir saat olmasına rağmen dünya malına bağlananlarla birlikte olmak içimi karartmıştı…
Tekrar sordu isteklerin nelerdir…
Hayırlısı olsun dedim kalktım…
Nezaketle ayrıldık evden…
Yolda giderken telefon geldi…
Amcam arıyordu..
Yan komşuları serhat amcanın kızı varmış…
Serhat amca çok iyidir…
Cocukluğumdan beri tanırdım kendisini…
Tamam dedim dedim amcama geliriz…
Serhat amcalara gitmek için hazırlanıp annemle koyulduk yola, on beş dakika sonra ulaştık evlerine.
Sohbet açıldı çocukluğumuzdan,başladı beni övmeye…
Kızardıkça kızardım utancımdan birşeyde diyemiyorum…
Derken söz asıl konuya gelmişti…
Evladım seni severim maksat gençleri mutlu etmek Allâh ü tealanın izniyle dedi ve başladı isteklerini saymaya…
O kadar çok şey saydı ki uykum gelmeye başladı…
En sonunda da benim oğlumun kumar borcu var onu ödemeden evlilik de olmaz zaten dedi.
Birden gözlerim açıldı,şaşırmıştım açıkçası…
Gözümü yerden alamadım uzun süre…
Serhat amca gençleri görüştürelim dedi…
Bir odaya geçtik kız konuşmaya başladı…
Onceki görüştüğüm kız gibi ne varsa herşeyi istiyordu …
Konuşmasını çalan telefonu böldü açıp konuştu kapattı.
Tekrar çaldı konuşup kapattı… Sonra tekrar.. Dayanamadım sordum arayan kim diye. Eski nişanlısıymış ayrılalı on gün olmuş. Neden ayrıldıklarını sordum. Çay bahçesinde bir erkekle otururken görmüş sonra tartışmışlar, tartışma büyüyünce de ayrılmak zorunda kalmışlar.
Oturduğun kişi kimdi ki? … Calıştığı yerdeki müşterilerinden biriymiş… Demek önceden çalışıyordunuz? Evet ben masörüm dedi… Soktan şoka giriyordum.. Beş dakikada bilmediğim bir sürü şey çıkmıştı… Evlilik amacını sordum… Nişanlısı çok rahatsız ediyormuş farklı bir hayat,farklı bir ortam istiyormuş… Açık konuşmak gerekirse hava değişimine ihtiyaç duymuş… Daha fazla dayanamayıp izin istedim kalktım… Ben sadece saliha bir eş istiyordum… nezaketle evden ayrıldık annemle… Daha sonra öğrendim ki serhat amca arkamdan bir sürü laf etmiş…
Gülümseyip,bugün öven yarın söver dedim içimden… Artık evlilik düşüncesinden vazgeçmek üzereydim. Haftalardır dışarı çıkmıyordum. Akşamları hava almak için balkonda oturup kitap okuyordum… Karşı komşumuz gece çalıştığı için akşam dokuz gibi evden çıkıyordu. On yaşındaki oğlu da babasının peşinden ağlayıp dururdu her gece ablası çocuğu oyalamak için balkona çıkarıyor ve her fırsatta benimle konuşmaya çalışıyordu… Bu sık sık tekrar etmeye başlayınca bunaldım artık.

Bir akşam kıyamet ve ahiret kitabını alıp aynı saatte çıktım balkona… Beni görünce o da çıktı balkona, bir konu bulup yine başladı konuşmaya… Her akşam kitap okuyorsun nedir onlar… işte beklediğim fırsat gelmişti okumak istersen vereyim deyince olur dedi… Besmele çekip iki üç metre karşıdaki kıza attım kitabı. Hadi gir de evde okumaya başla dedim… Kitabı okumuş olacak ki bir daha balkona çıkmaz oldu… Evlilikten vazgeçmiştim bir eş bulmak bana uzak görünüyordu…Aradan aylar geçmişti.o zaman zarfında birkaç kızla daha görüşmeye gittim annemle… Fakat netice aynı değişen bir şey yoktu…

Bir Salı akşamıydı içim çok daralmıştı, adeta boğuluyordum… O gece iki rekat namaz kılıp yattım… Acayip bir rüya gördüm… Birine anlatmalıydım bu rüyayı… O akşam balkonda dolunayı izlerken telefonum çaldı…Gözüm dolunayda, cebimden çıkarttım telefonu kimin aradığına bakmadan kulağıma götürüp telefonu açtım…Arayan ses tanıdıktı…Fakat o günden sonra hayatımın değişeceğini nereden bilebilirdim ki…

Arayan en yakın arkadaşım Aliydi. Canı sıkılmış beni çağırıyordu. Abdest aldım evin yakınındaki çay bahçesine gittim. Çocukluğumuzdan açıldı konu sonra gördüğüm rüyayı anlatmak istedim…Tozlu bir köy yolunda gidiyordum elimde bir tane kılıç vardı etrafımda ise bir sürü yılanlar… Yılanlar bir metre kadar yükseltmişler kafalarını yukarıya doğru…Hepsi üzerime atılmak için zaman kolluyorlardı… Kılıçla kendimi savunuyordum… Bana yaklaşanları kılıçla öldürüp ilerliyordum… Ileride uyuyan biri vardı bilmediğim bir ses işittim ama ortalıkta kimse yoktu… Uyuyan kişiye baktım… O ses; yatan kişi Musab bin Umeyrdir dedi. Sonra ileride giden iki kişi gördüm biri Peygamberimizdi diğerinin kim olduğunu göremedim…

Ali yorumlamaya başladı rüyamı… Düşmanlarını yenerek iyi bir neticeye ulaşacaksın dedi… Konu evliliğe geldi yine… Başımdan geçenleri anlattım… Dertliydim bu konuda… benim eşim dünyaya bağlı olmamalıydı, sadece dünyalık uğruna yaşamamalıydı…

Uzunca dinledi Ali sıkıntılarımı… O konuşmaya başladı bu sefer. Evden çıkarken annem dedi bizim mahallede bir kız varmış onunla görüştürmek istiyorlar seni. Yok Ali bundan sonra kolay kolay kimseyle görüşmek istemiyorum dedim… Kızda pek istekli değilmiş zaten dedi… niye diye sordum.. O da birkaç kişiyle görüşmüş daha sonra evlilikten soğumuş iyice… Alinin annesi ısrar edince de olur görüşelim demiş…Tamam dedim yarın gideriz diye sözleştik… Rüyam gerçek mi olacaktı acaba… Bu zamana kadar sabrettim önüme gelen engelleri Allâh ü tealanın izniyle aşmıştım…

Ali ile vedalaşıp eve geldim konuyu anneme açtım… Yarın gidecektik görüşmeye… Cok heyecanlıydım nedense… Sabah erkenden kalkıp giyindim… Heyecan gitmek bilmiyordu bir sağa bir sola yürüyüp duruyordum evin içinde… Ilk defa bu kadar heyecanlıydım… Oğle namazını kıldıktan sonra yola koyulduk annemle… Ali bizi kızın evine kadar götürdü… Kapıyı çaldım… Kapıyı babası açtı eve buyur etti… Biraz sohbet ettik söz asıl konuya geldi sonra…kızın babası konuşuyordu; evladım benim söyleyeceğim bir şey yok sen kızımla konuş bu konuları dedi. Şaşırmıştım gerçekten çünkü ilk defa böyle bir durumla karşılaşıyordum… dünyalık bir konu açılmamıştı ilk defa… Bir odaya aldılar beni kızla görüşecektim… Sandalyeye oturdum ellerim masanın üzerinde avucumun içerisinde ise terleyen ellerimi silmek için bez bir mendil vardı… Odaya kız girdi nurani yüzlüydü… önüne bakarak konuşmaya başladı… Diğer kızlar gibi bilezikten gelinlikten girmedi konuya… Ilk sorusu namazdan oldu….
Bana namaz kılıyor musun demedi, namazı kaç dakikada kıldığımı sordu. Mesela öğle namazın kaç dakikada bitiyor dedi… on beş dakika civarında diye söyledim… Memnun oldu… sonra birikmiş ne kadar paran var deyince önceki görüştüklerim gibi konuşmaya başlayacak herhalde dedim içimden… 45 bin lira var… Paranın zekatını veriyor musun deyince yanlış düşündüğün için utandım.. Evet veriyorum dedim… Konuşmasına ağır ağır devam etti…

Sizden önce üç kişi ile daha görüştüm hepsi de zengindi, güvendikleri tek şeyleri paralarıydı.Bütün konuşmaları paraya zenginliğe dayanıyordu. Dine ait hiçbir bilgileri yoktu ve namaz bile kılmıyorlardı. Size ilk sorum namaz oldu çünkü namazı doğru olan ve huşu içinde kılan bir insandan zarar gelemez. Ailesinin hakkını gözetir haksızlık yapamaz. Herkes için en iyisini en güzelini ister. Kimseyi hor görmez ve ezmez. Böyle insanı bütün mahlukat sever,mahlukatın sevdiğini de Allâh ü teala sever.Allâh ü tealanın sevdiği kul ise makbul edilen kuldur… ve devam etti konuşmasına…Sonra zekatı sordum çünkü o parada fakirlerin hakkı da var. Fakirlerin hakkını gözetmeyen eşinin hakkını da gözetmez. Allâh ü teala ondan nasıl razı olur ki…

Ne kadar doğru konuşuyordu konuşmaları beni çok mutlu etmişti. Dünyalık bir şey istemiyorum diye dem etti… Yan taraftaki kitaplığı göstererek okuduğu kitapları gösterdi. Görünce çok mutlu oldum çünkü benim okuduğum Ehli sünnet Alimlerinin kitaplarını okuyormuş. Ben kızarıp terliyordum nedense, elimdeki bez mendil de iyice ıslanmıştı. Benim ise kıza soracağım bir şey kalmamıştı,ben sormadan herşeyi anlattı bana. Son olarak annemle konuşmak isteti, ben dışarı çıkmak için ayağa kalkınca elimdeki mendil yere düştü. Yere göz gezdirdim ama göremedim dışarı çıktım…

annemle de on dakika kadar konuştular içeride, annem çıkınca evden izin isteyip ayrıldık. İki tarafta birbirinden memnun olmuştu. Anneme içeride ne konuştuklarını sordum. Anneme nasıl davrandığımı ailemle olan ilişkilerimi sormuş. Çünkü anne ve babanın razı olmadığı bir evlattan Allâh ü teala razı olmazdı. Eve gidince konuyu babamla konuştuk çok sevindi… abdest aldım iki rekat namaz kıldım odamda sonra birkaç gün önce gördüğüm rüya geldi aklıma… Elimdeki sabır kılıcıyla zorlukları aşmak nasip olmuş ve sonuca ulaşmıştım… Bu günden itibaren düğün hazırlıklarına başlayacaktık artık…

Söz kesilip aileler arasında yüzük takıldı. Düğün konusu biraz sıkıntılı olmuştu…… akraba tarafı çalgılı olmasında ısrar ediyor ,ben ise dini yönden olmayacağını anlatmaya çalışıyordum. Ben yumuşak huylu oldukça onlar daha fazla üzerime geliyorlardı. Düğün çalgılı olurmuş onlara göre. Cenaze evi gibi dualar edilip mevlit okutulmazmış… Ne yapacağımı şaşırmış ve iyice bunalmıştım. Defalarca haram olduğunu anlatsam da çalgısız olması gerektiğini kabul ettiremiyordum… Bir akşam evde akrabalarla toplandık bu konu hakkında konuşuyorduk. Bir şartla isteğinizi kabul ederim deyince hepsi şaşırdı… herkes gözlerini bana çevirmiş ne diyeceğimi bekliyorlardı. Öldüğümde mezara benimle girecek olan varsa ve benim yerime hesap vermek isteyen olursa kabul edeceğimi söyledim… Kimse yüzüme bakmıyordu artık utanmışlardı açıkçası… Bu konu da böylece şekilde kapamış oluyordu…

Bir Perşembe günü kız tarafıyla sözleşip düğün alış verişine çıktık… Nişanlım sanki yanımda köle gibi duruyordu. Ben ne göstersem olur beğendim diyordu. Bir insan bu kadar mı mütevazi bu kadar mı ince olabilirdi. Onun bu durumunu gördüğüm zaman ben en kaliteli en güzel olan eşyaları alıyordum. Onu mutlu etmek için elimden geleni yapmak istiyordum… Evimizi döşemiştik her şey çok güzel gidiyordu… düğün günü gelip çatmıştı… heyecandan ölecek gibiydim elim ayağıma dolaşıyordu adeta. Düğün tam istediğim gibi olmuştu….

Evliliğimizin ilk yılları diğer evlikler gibi tartışma ya da kavga ile geçmiyordu. Biz İslamın etrafında birleşmiştik. Hiçbir sorunumuz da olmuyordu. Eşimin zekasına güzel ahlakına güler güzüne hayrandım… Onsuz zaman geçmiyordu, işteyken fırsat buldukça arıyordum,sesini duyuncada çok mutlu oluyordum. Konuşmasında içimi rahatlatan bir tesir vardı. Bunu nasıl yapıyordu bir türlü anlayamıyordum. Eve gittiğimde beni her zaman güler yüz ile karşılardı, o anda bütün yorgunluğum giderdi. Yemek hazırlarken yardım ederdim. Sen otur yorgunsun der, ben de içeri gidip otururdum. Onun üzülmesini hiç istemiyordum çünkü. Her ne isterse yerine getirmek için can atıyordum… Benden bir şey istesin diye gözlerinin içine bakardım. Arada bir arabamla gezerdik,gezdirince mutlu olurdu… Yine bir gün gezdirmek için çıkıp arabaya bindik. Dönüp bana baktı. Sabır çok güzeldir,sabır insanı bu araba gibi ulaşmak istediği yere götürür dedi. Neden böyle bir şey söylediğini anlamamıştım… biraz gezip eve gelmiştik… Birkaç gün önce yatak odasının kapısı bozulmuş, kilidi zor açılıp kapanıyordu.

Geçen gün mahallemizde hırsızlık olayı olduğu için odamızın kapısını kilitliyorduk… Bir haftadır eşimin midesi bulanıyor bunun içinde geceleri sık sık kalkıyordu… benim uykum çok hafif olduğu içinde hemen uyanıyordum… O gece tekrar midesi bulanmış olacak ki kalktı, kalktığını hissedip gözlerimi açtım ama uyandığımı anlamadı. Yavaş yavaş kapıya doğru ilerledi…Fakat o anda gözlerime inanamayacağım bir olay gerçekleşti…

Ben rahatsız olmayım diye kilitli olan kapının anahtarına bile dokunmadı… kapı kilitliydI Eşim Bismillahirrahmanirrahim dedi ve kapıyı açmadan dışarı çıkmıştı. Bu durumu görünce kalbimin atışları hızlandı terlemeye başladım… yataktan kalktım gözlerim, kapıya odaklanmıştı… yatak odasının camından lavabonun ışığı belli oluyordu…

Lavaboda elini yüzünü yıkayıp ışığı söndürdü. Ben hemen yatağa yatıp uyuyormuş gibi yaptım. Fakat eşim kapıyı açmadan odaya girdi… Kalp atışlarım iyice artınca dayanamadım uyanmış gibi yaparak Yatakta doğrulup oturdum… Eşimin yüzüne baktım… adeta güzü nurlanmış parlıyordu… Uyandığımı görünce gülümseyerek yüzüme baktı. Ne yapacağımı ne diyeceğimi bilemedim. Rahatsız mı ettim diye sordu. Yok çıktığını bile duymadım deyince gülümsedi ve yattı…

Işe gittiğimde sürekli o anları düşünüp duruyordum. Bu nasıl olabilirdi?… Akşam eve gittiğimde zile basmadım ve kapıyı anahtarımla açtım. Kapıyı açtığımda eşimi karşımda buldum… işten geldiğimde kapıyı açmak için bekliyormuş… Selam verip içeri girdim elimi yüzümü yıkayıp sofrayı hazırladık yemeği yedik… Bu gün neden durgunsun bir şey mi oldu? Diye sordu… Cevap veremedim… Dün geceki olayı nasıl sorabilirdim ki… Sana bir şey söyleyeceğim diyerek elimden tutup beni ayağa kaldırdı…gözlerinin içine bakıyordum… buyur söyle dedim… Hamileyim dedi… Ondan sonrasını hatırlamıyorum zaten… O anda ayaklarım boşaldı… Düşüp kalmışım yerde… Yarım saat sonra kendime geldiğimde eşim yanı başımda oturuyordu… Yattığım yerden doğrulup eşime bakınca utanıp yüzünü yere çevirdi… Bu habere o kadar sevinmiştim ki anlatamam…

Akşamları işten eve gelirken artık bebek eşyaları alıyordum… Gece yattığımızda eşimle hep hayal kurap duruyorduk… Cocuğumuz belli bir yaşa geldiğinde ilk hangi kitabı okumalıydı acaba… Ilk önce namaz kitabındaki bilgileri öğrenmeliydi. Ondan sonra hangisini okutsak acaba İslam Ahlakını mı? Herkese Lazım olan İmanı mı okutsaydık… Yok yok ilk önce Halifelerin menkıbeleriyle yeşertmeliydi kalbini… Daha sonra tam ilmihal seadet’i ebediyye kitabıyla saadeti bulmalıydı. Benim evladım Ehli Sünneti savunan Ehli Sünneti yaymak için çabalayan bir kul olmalıydı onu bu şekilde yetiştirmeliydik… Her akşam belli bir zaman dilimi içerisinde eşimle İmam-ı Rabbaninin mektubatını okuyorduk. Bir akşam okurken yorgunluktan gözüme ağrı girince eşime rica edip sesli okumasını söyledim ve gözlerimi dinlendirmek için kapattım.

212. Mektubu okuyordu… Bir ara gözlerimi açtım elindeki kitap kapalıydı. Gözlerimi açtığımı görünce hemen kitabı açıp gözlerini kitaba dikti… anladım ki o kadar sayfayı ezberlemiş ve ezberinden okuyordu. Okuduğu mektup bitince durdu… mektubatı bu zamana kadar kaç defa okudun diye sorunca bilmiyorum dedi… Peki kitabı bitirmen ne kadar sürüyor? Bir hafta diye cevap verdi.. Anladım ki eşim manevi derecelere yükselmişti.. beni rahatsız etmemek için kapıyı açmadan çıkması bir kerametti…

O günden sonra eşime olan hürmet ve saygım daha da arttı. Eşim bir evliya idi… Ilmihal okuduğumda anlamadığım yerleri eşime soruyordum. Öyle güzel açıklayıp anlatıyordu ki hayran kalmamak mümkün değildi… Hikmetini bilmediğim en ufak bir davranışını görsem soruyordum. O da hemen açıklar; ilmihalin şu sayfasında yazıyor diye söylerdi… Her haline sabrediyordu ve her haliyle de şükrettiği ortadaydı… İslamiyeti yaşayan bir numune vardı karşımda, bu yüzden Allâh ü tealaya her saniye şükretsem yine az gelirdi… Eşimin birkaç kerametini daha görünce dayanamadım, artık ne pahasına olursa olsun bu konuyu konuşacaktım kendisiyle… her zamanki gibi işten geldim yemek yedik konuyu konuşmak için eşimi karşıma aldım… giderek büyüyen bir heyecanla yavaş yavaş konuşmaya başladım..

İslamiyetin en ince kurallarına en güzel şekilde dikkat ediyorsun. Konuyu uzatmak istemiyorum dediğim anda eşim konuşmaya başladı… “Sabır güzel şeydir. Sabrederken şükretmek daha güzeldir. İnsan her haline sabreder ve şükrederse Allâh ü teala ona daha iyilerini ihsan eder”… Artık ağzımdan tek kelime çıkmıyordu, eşimde konuşmasını bitirmişti… O günden sonra ona olan davranışlarım daha dikkatliydi. Onu kırabilecek her şeyden uzak duruyordum… bir akşam annem aradı komşu kızının düğünü varmış iki gün sonra, düğüne beni de davet etmişler. Eşimle birlikte gittik düğüne, her şey İslama uygun düzenlenmişti. Erkekler ve bayanların yerleri farklı bölümlerdeydi… düğündeki İslama uyma titizliğini görünce çok sevindim. Bir akşam kendisine balkondan verdiğim Kıyamet ve ahiret kitabı geldi aklıma. On dakika sonra küçük bir çocuk geldi, o kızın kardeşiydi bu. Babası işe giderken arkasından ağlayan çocuk… Abi eğilir misin dedi.. eğildim kulağıma ablasının bana çok teşekkür ettiğini söyledi. Ben vesile olmuşum onun bu duruma gelmesinde. Bunu öğrenince çok sevindim…

Eşim hamile olduğu için fazla kalamadık düğünde eve gittik… Aradan aylar geçmiş ve eşim doğurmuş ve Bir tane oğlum olmuştu… hayatımızdan çok memnunduk… Eşimle her akşam kitap okumaya devam ediyorduk yine… Eşime üstadım diye hitap ediyordum… O benim üstadımdı. Dünya ve ahiret saadetim için en büyük vesile idi… geceleri rahatsız olmasın diye oğlumuz ağlayınca çocuğu alıp başka odaya gidiyordum… aradan iki yıl geçmiş oğlumuz büyümüştü… Eşim her fırsatta sabır ve şükretmemi telkin ediyordu… bir zaman sonra eşim hastalandı. Zamanımızın çoğu hastanede geçiyordu… eşimin hastalığı artmış, benim ise elimden bir şey gelmiyordu. Bir akşam işten eve geldiğimde kapıyı çalmama rağmen açmadı. İçeri girdim içeriden bilemediğim mükemmel bir koku geliyordu. İçeri girdim eşim yatıyordu ilk önce uyuyor zannettim. Uzun zaman uyanmayınca gidip uyandırmaya çalıştığımda vefat ettiğini anladım. O anda yıkılmıştım. İçim yanmıştı. Gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Annemi aradım gelmesini istedim…. Eşimi diğer gün defnettik…

Eve girdiğimde burnuma gelen o güzel koku mezardan gelmeye başladı… Her gittiğimde o kokuyu duyardım… giremiyordum. Onu özlüyordum sadece.. Canım eşim, üstadım vefat etmişti. Söylediği gibi yapmaya çalışıyor sabretmekten başka çare bulamıyordum… her an onu düşünüyordum… Aylar sonra eve girme cesareti gösterdim… gözlerim doldu ağlamaya başladım. Balkonda çıkıp sandalyeye oturdum. Dolunay vardı… Alinin beni aradığı o akşam geldi aklıma… O akşamda aynı dolunay vardı… gözlerimden yaşlar akarak dışarıya çıktım… doğru üstadımın, eşimin mezarına gittim. Saatlerce ağladım…. O güzel kokuyu hissetmeye başladım tekrar… arkamdan bir el omzuma dokundu. Arkama döndüm eşim nurlar içinde arkamda duruyordu… Heyecandan bir şey söyleyemiyordum.. Başım dönmeye başladı ve bayılmışım sonra…

Uyandığımda sabah ezanı okunuyordu… Kalktım etrafıma baktım… Eşimi gördüğüm anda… sabret dediğini hatırladım… Camiye gidip sabah namazını kıldıktan sonra dışarı çıkarken cebimde bir şey olduğunu fark ettim… Elimi cebime attım bir tane mendil vardı… Eşimin evinde ilk konuştuğumuz zaman avucumun içindeki mendil ayağa kalkarken yere düşmüştü bulamamıştım daha… demek ki eşim bulup saklamış… Mendilin bilmediğim şekilde çok güzel bir kokusu vardı…

BU GERCEK BIR HIKAYEDIR BU HIKAYENIN YAZARI YAZININ SONUNA EKLEDİĞİ CÜMLELER İSE ŞÖYLEDİR… ( Bu yaşananları babamın günlüklerinden derleyerek sadeleştirdim… Hikayede anlattığım kişiler annem ve babama aitti. Doğan o çocuk bendim. Sabır ve şükür insanı en üst derecelere yükseltecek kanatlardır…) Allâh ü teala herkese böyle eş nasip eylesin

… SON..

(Çok teşekkür ediyorum kıymetli vaktinizi ayırıp okuduğunuz için ,bekar ve evli kardeşlerimizin bu kıssadan bolca hisse alacağına inaniyorum,bu hikayedeki saliha hanıma bir fatiha bağışlamayida ihmal etmeyelim lütfen..)

allah en güzel vekildir.

Şifreleri böyle çalıyorlar

Sahip olduğunuz güvenlik risklerini düşündüğünüzde, size yapılabilecek bir saldırının muhtemelen zararlı bir yazılımdan geleceğini aklınızdan geçirirsiniz. Ancak istatistiklere göre basit bir parola saldırısına uğrama şansınız da eşittir. Parolanız bir hacker’ın eline geçtiğinde ise bunu dilediği gibi kullanabilir.
 
Bu yazımızda hacker’ların paroları elde etmekte kullanıdığı bazı yöntemler bunlardan korunma yolları üzerinde duracağız.
 
Sık kullanılan parolaları deneme
 
Parolanızı kırmak isteyen her hacker, öncelikle herkesin kullandığı parolaları dener. “şifre”, isminiz, “1234″ gibi tahmin edilmesi çok kolay olan parolalar, hala sıkça kullanılıyorlar.
 
Korunmak için izlemeniz gereken yol ise kolay. Bu tür parolalar kullanmayın. Parolanız bir kelimeden, sıkça kullanılan cümlelerden ve basit birleşimlerden oluşmasın. “süpermen”, “canavar” gibi parolalar kullanmayın.
 
Sosyal mühendislik yöntemleri
 
Sıkça kullanılan parola yöntemi işe yaramazsa, hacker bu kez sosyal ağlar yoluyla parolanızı elde etmeye çalışabilir. Parolanız, bir hayvanınızın adı veya favori müzik grubunuzun adından oluşuyor olabilir.
 
Bu yöntem de işe yaramazsa size parolanızı girmeniz gerektiğini söyleyen, gerçek gibi görünen sahte bir e-posta gönderebilir.
 
Nasıl korunabilirsiniz: Sosyal ağınızı sadece arkadaşlarınıza açabilirsiniz. Bunun yanında kişisel hayatınızla ilgisi olmayan bir parola seçebilirsiniz.
 
En zayıf halka
 
Bu yöntemlerde de başarısız olan bir hacker, “hack’leme yeteneklerine” başvurabilir. Birçok kullanıcı, farklı sitelerde aynı parolayı kullanmaktadır. Hacker’lar, birçok sitenin zayıf bir güvenliğe sahip olduğunu da bilmektedir.
 
Nasıl korunmalısınız: Her web sitesi için aynı parolayı kullanmayın. En azından e-posta hesabı gibi daha önemli hesaplarınız için farklı parolalar kullanın veya bir parola yöneticisi yazılımından yardım alın.
 
Wi-Fi paketlerini izleyerek
 
Şifresiz, açık Wi-Fi ağları büyük bir güvenlik riski oluşturabilir. Bu ağlardan gönderilen veriler, ağın sinyalinin alınabildiği her yerden dinlenebilir. Buna SSL üzerinden gönderilmeyen parolalar da dahildir.
 
Kendinizi nasıl koruyabilirsiniz: Açık Wi-Fi bağlantısını kullanıyorsanız, hassas hesaplarınıza buradan giriş yapmayın. Mümkün olduğunca HTTPS bağlantısını kullanın.
 
Keylogging
 
Hacker, parolanızı elde etmek için size iyi niyetli gibi görünen ancak aslında bir keylogger taşıyan e-posta gönderebilir. Bu araç yüklendikten sonra parolalarınızı girdiğinizde onları kayıt altına alacaktır. Keylogger’lar herhangi bir zararlının bir parçası olarak da yüklenebilir. Kaydedilen verlier, parolaların toplandığı bir alana gönderilir. Bazı keylogging saldırıları, sadece tek kişiyi değil çok sayıda kişiyi hedef alabilir, ancak böyle bir saldırının sonuçları da yıkıcı olabilir.
 
Nasıl korunabilirsiniz: Ücretsiz güvenlik yazılımları bile keylogger’lara karşı etkili bir güvenlik sunuyor. Bu tür yazılımları kullanmamanız için bir neden yok.

Skype Erişilebilirliğinde Son Nokta:

 
window eyes ekran okuyucusunun türkiye dağıtıcısı olan beyid limitedin, konuyla ilgili yazısı aşağıdadır.
 

Skype Erişilebilirliğinde Son Nokta: GW Skype Eklentisi Yayınlandı

GW Micro GWSkype eklentisini görme engelli bilgisayar kullanıcıların hizmetine sundu.

Dünyanın en güçlü ekran okuyucu yazılımı Window-Eyes’ın geliştiricisi olan GW Micro, Skype programını erişilebilir kılan bir eklenti olan GWSkype yazılımını görme engelli bilgisayar kullanıcılarının hizmetine sundu. Internet üzerinden sesli ve yazılı görüşme yapabilme imkanı sağlayan Skype programının arayüzü sürekli olarak değişmekte, bu durum görme engelli kullanıcılar için bazı güçlükleri beraberinde getirmekte. Konuyla ilgili bir açıklama yapan GW Micro’nun pazarlamadan sorumlu başkan yardımcısı Dan Weirich, “Skype programının arayüzü değiştikçe yeni bir Window-Eyes eklentisi yazmak durumunda kalıyorduk. Arayüz değiştiğinde görme engelli kullanıcıların Skype hizmetlerinden faydalanmaları zorlaşıyordu” dedi..” Skype programının arayüzü değişse bile GWSkype eklentisi Skype hizmetlerine sorunsuz erişim sağlayacak. GWSkype, GW Micro ve Window-Eyes programının sahip olduğu eklenti altyapısının benzerlerine oranla ne denli güçlü olduğunu göstermektedir. Yeni yıl yaklaşırken, GW Micro GWSkype eklentisini Windows işletim sistemi altında bilgisayar kullanan tüm görme engellilere ücretsiz olarak sağlamaktadır. Dolayısıyla Window-Eyes kullanıcısı olmayan görme engelliler de GWSkype eklentisinden faydalanabilir. Weirich, “GWSkype GW Micro’nun görme engellilere bir yeni yıl hediyesidir” dedi. Eklenti görme engelli bir Window-Eyes kullanıcısı olan Stephen Clower tarafından geliştirildi.

Beyid LTD olarak GWSkype eklentisinin beta sürecinde yürütülen çalışmalara dahil olarak görüş ve önerilerimizi geliştiricilerle paylaştık. Eklentiyi en kısa sürede Türkçe desteğiyle hizmetinize sunmak için çalışmalara başladık. Çok yakında Internet üzerinden sesli sohbet ortamında eklentinin tüm özelliklerini ve sağladığı avantajları sizlerle paylaşacağımızı da bildirmek isteriz.

 

Window eys skayp eklentisini indirmek için tıklayın

 

Uşak Üniversitesi’nde “Engelleri Aşalım” Konferansı

HHDNPEVFUOKKHUDPBLRQ

Uşak Üniversitesi’nde “Engelleri Aşalım” konferansı gerçekleştirildi.

Bir Eylül Yerleşkesi, Güzel Sanatlar Fakültesi Mustafa Kemal Paşa Amfisi’nde gerçekleştirilen konferansa konuşmacıolarak Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hafız Bek, Öğretim Görevlisi Halime Kaçar katıldı.

Kaçar, konferanstaki sunumunda, Türkiye’de yaklaşık 9 milyon engelli vatandaş bulunduğunu belirterek, Uşak’ta ise 1853 engelli ve yatağa bağımlı yaşlı olduğunu kaydetti.

Kamu ve özel sektörde engellilere çeşitli imkanlar sunulduğunu ifade eden Kaçar, “Ancak daha fazla çalışma yapılması gerekiyor. Çevremizde yaşayan engelli insanlara acımak yerine onlara nasıl yardım edileceği ve yol gösterileceği konusunda bilgilenmeliyiz” dedi.

Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hafız Bek de, engellilere yönelik engellerin, hep beraber ve bilinçlenerek aşılabileceğini vurgulayarak özellikle Üniversite öğrencilerinin bu konuda öncü olacağını söyledi.

Konferansın sonunda “Yeryüzündeki Yıldız” isimli filmin gösterimi yapıldı.

‘Gözlerimle değil, yüreğimle oynuyorum”

UHVSPIVPVESFRRRWVEVM

Kahramanmaraş’ta, Ertuğrul Gazi Görme Engelliler Spor Kulübü tarafından hazırlanan “Gözlerimle değil, yüreğimle oynuyorum” adlı proje, Sosyal DestekProgramı (SODES) ile desteklendi.

Ertuğrul Gazi Görme Engelliler Spor Kulübü, Doğu Akdeniz Kalkınma Ajansı (DOĞAKA) tarafından desteklenen SODES programına, hazırladığı proje ile katıldı.

DOĞAKA, kulübün hazırladığı projeye destek verdi. Böylece, 60 görme engelli öğrenci 3 branşta eğitim alacaklar.

Projeyi hazırlayan Goalball Milli Takım Antrenörü Gültekin Karasu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, amaçlarının sporyapma imkanı bulamayan görme engelli bireylere destek sağlamak olduğunu ifade etti.

Görme engellilerin spor yaparken bir çok sorunla karşılaştığına dikkati çeken Karasu, ”Bunun yanında engelli bireylerin ailelerinin bilgisizliği engellilerin spor yapmasını bir hayli zorlaştırmaktadır. Bilinen bir gerçek var ki toplumların gelişmişlik düzeyi engelli vatandaşlarına verdiği değerle doğru orantılıdır. Bu projenin de Türkiye’de engelliye verilen değerin büyük bir göstergesi olacağını düşünüyoruz” dedi.

Karasu, ”Gözlerimle değil yüreğimle oynuyorum” adlı proje ile spor yapan, sosyal aktivitelere katılan başarılı görme engelli bireyler yetiştirmek istediklerini kaydetti.

Karasu, projenin 9 ay süreceğini ve toplam 50 görme engelliye goalball, atletizm ve judo eğitimi vereceklerini dile getirdi. Desteklerinden dolayı DOĞAKA’ya teşekkür eden Karasu, ”Sporun yanında engelli kardeşlerimiz sosyal hayatın içineçekerek topluma adapte olmaları da sağlanacak. 9 aylık süre içerisinde gezi ve eğlence gibi organizasyonlar da düzenlenecek. Öte yandan ailelerin engelli çocuklarına daha iyi destek olabilmeleri için bilgilendirme seminerleri düzenlenecek” diye konuştu.

-Goalball Nedir-

Goalball (Goltopu) oyunu görme engelliler için keyifli bir takım oyunudur. Bu oyunun Almanya’da 2. Dünya savaşından sonra geliştirildiği bilinmektedir.

Oyun, o dönemlerde savaş sırasında görme duyusunu yitiren askerlerin rehabilitasyonu amacıyla geliştirilmiştir. Sonraki dönemde ise Uluslararası Görme Engelliler Sporları Federasyonu (IBSA) bu oyunu görme engellilere yönelik takım oyunu haline getirerek kurallarını belirlemiştir. Goalball oyunu, ilk olarak 1976 yılında Kanada’da yapılan Engelliler Olimpiyatlarında dünyaya tanıtılmıştır. Bu tarihten sonra yapılan Engelliler Olimpiyatlarının hepsinde ve diğer şampiyonalarda oynanmaktadır.

Goalball, son yıllarda tüm dünyada giderek daha da çok yaygınlaşmaktadır. Ülkemizde, son dört yıldır görme engelli öğrenciler arasında, okullar arası goalball turnuvaları yapılmaktadır. Goalball, bir salon oyunudur.

Ajans Spor

Gül’den ‘Dünya Engelliler Günü’ mesajı

BRKUCQCLIVEJPLBDSGOY

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Dünya Engelliler Günü dolayısıyla mesaj yayımladı.

“Güçlü, müreffeh, hedefine sağlam adımlarla yürüyen çağdaş bir ülkede tüm vatandaşlar imkan ve fırsatlardan eşit şekilde yararlanmalıdır.

Gelişmiş ülkelerde engelli vatandaşların hayatlarının kolaylaştırılması ve karşılaştıkları engellerin kaldırılması için, çözüm odaklı politikalar oluşturulduğunu ve uygulandığını görüyoruz. Türkiye de, bu anlayışla, engelli vatandaşlarımızın yaşama sevinçlerini kaybetmeden, üretken, aktif bireyler olarak toplumsal hayatta rol üstlenmelerini ve güçlerini kullanabilmelerini sağlayacak önlem ve düzenlemelerin hayata geçirilmesi konusu üzerinde önemle durmaktadır.

Türkiye, sosyal bir devlet olmanın sorumluluğuyla memnuniyet verici adımlar atmış, vatandaşlarımızda ciddi bir bilinç oluşmaya başlamıştır. Hiç şüphe yoktur ki, daha yapılacak çok şey vardır.

Bir ülkenin huzuru, onu oluşturan tüm bireylerin mutluluğuyla sağlanır. Engellilerimizin toplumsal hayatta varlık göstermeleri ve kendilerine yer bulmaları, şüphesiz tüm toplumu zenginleştirecek, güçlendirecektir.

Nüfusun önemli bir bölümünü oluşturan engelli vatandaşlarımızın, eğitim, istihdam, barınma, rehabilitasyon ve bakımının sağlanması, ailelerinin desteklenmesi, vatandaşlarımızın engellilik konusunda bilinçlendirilmesi için yürütülen çalışmaları takdirle karşılıyorum..

Engelli vatandaşlarımızın desteklenmeleri halinde neleri başarabileceklerini görüyor, birçok başarı mucizesine şahit oluyoruz. Onların yaşama sevinçleriyle hayata sarılmalarından büyük mutluluk duyuyoruz.

Engelli vatandaşlarımızın kendi sorunlarına sahip çıkarak çözüm konusunda büyük gayret göstermeleri, ülkemizde bu konudaki sorunların çözümüne ivme kazandırmıştır

Bu vesileyle bir kez daha hatırlatmak isterim ki; engelli duruma düşmek, hiçbir zaman hayatın sonu olarak değerlendirilmemeli; okumaya, öğrenmeye, sosyal hayata katılmaya bir mani olarak görülmemelidir.

Dünya Engelliler Günü’nde, engellerin kaldırıldığı bir dünya için herkesin daha çok gayret göstermesini temenni ediyor, tüm vatandaşlarıma selam ve sevgilerimi iletiyorum.”

Kılıçdaroğlu ‘Engelliler Yaşamda’ etkinliğinde konuştu

DAYHSTAVGOFFVRJZNYXC

Kılıçdaroğlu Engelliler Yaşamda etkinliğinde konuştu ve engellilerin önündeki tüm engellerin kaldırılması dileğiyle engellilere Evinize hoş geldiniz dedi.

Sağlık Bakanı Batman’da derdini anlatmak isteyen engelli kardeşimize Gözlerin görmediği halde sana iş vermişiz daha ne istiyorsun” demişti. Çalışması sanki bir lütuf . Mantık bu, zihniyet bu. Oysa çalışmak herkesin hakkıdır. Hak kavramı engel tanımaz. Hak kavramının özünde insan hakları vardır. İnsan hakları da evrensel bir kavramdır”

İletişim Koordinatörlüğü (Ankara ) – Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu

CHP Genel Merkezi’nde “Engelliler Yaşamda” etkinliğinde konuştu ve Engellilere “Evinize Hoş Geldiniz” dedi.

Görüşlerini açıklarken, “Sağlık Bakanı Batman’da derdini anlatmak isteyen engelli kardeşimize “Gözlerin görmediği halde sana iş vermişiz daha ne istiyorsun” demişti. Çalışması sanki bir lütuf . Mantık bu, zihniyet bu. Oysa çalışmak herkesin hakkıdır. Hak kavramı engel tanımaz. Hak kavramının özünde insan hakları vardır. İnsan hakları da evrensel bir kavramdır” diyen Kılıçdaroğlu’nun konuşması şöyle;

“Sunucu arkadaşlarım sunuş görevlerini gayet güzel yapıyorlar. Nazım’dan şiirler okuyarak da güne anlam kazandırıyorlar.

Değerli arkadaşlarım, sunucu arkadaşımın ifade ettiği gibi geçen yıl bugün 3 Aralık gününde yine beraberdik ve ben sizlere evinize hoş geldiniz demiştim. Yine aynı dileklerle söylüyorum evinize, Cumhuriyet Halk Partisine hoş geldiniz. Bizi onurlandırdınız.

Bugün 3 Aralık Dünya Engelliler Günü. İsmine baktığımızda evrensel bir günü kutluyoruz. Sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada bugün engelliler buluşuyorlar. Neşeyle buluşuyorlar, bir araya geliyorlar, türküler söylüyorlar, zaman zaman sorunlarını dile getiriyorlar. Karşılaştıkları sorunları aşmak, engelleri aşmak için ne tür çabalar göstermeleri gerektiğini dile getiriyorlar. Ve politikacılardan istekleri var onların. Kendi sorunlarının çözümü için daha duyarlı bir politik yapının oluşmasını istiyorlar.

Engellilik aslında bize insanlığımızı hatırlatır. İnsanız hepimiz. Her an engelli olabiliriz. Buradan çıkarız, bir trafik kazasıyla engelli konumuna gelebiliriz. Dolayısıyla her an yakınımızda olan, her an karşılaşacağımız bir risk bu. Doğuştan da olabilecek, sonradan da olabilecek bir olay.

Engellilik evrensel bir kavram. Eğer 3 Aralık Dünya Engelliler Günü olarak kutlanıyorsa bunun temelinde yatan unsur engellilik din, mezhep ayrımı yapmaz, renk ayrımı yapmaz. Başka inanç ayrımları yapmaz. Eğer siz engelliyseniz konumunuz, yaşınız, inancınız, renginiz, gözünüzün rengi hiç fark etmiyor. O halde üzerinde durmamız gereken temel sorun engellilerin bu dünyada insanca yaşayabilecekleri bir ortamı yaratmak, bunun mücadelesini yapmak. Bu mücadeleyi yapmak sadece bizim görevimiz değil. Sadece sizin görevinizde değil. Ortak görevimizdir bu. Eğer anayasamızda şöyle bir cümle varsa; Türkiye Cumhuriyeti sosyal hukuk devletidir. Bu anayasanın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek maddelerinden birisidir. Eğer bir sosyal hukuk devletiysek o zaman bu toplumda herkese hakkı olan özgürlüğü, hakkı olan çalışma özgürlüğünü, hakkı olan olanakları ona sağlamak durumundayız.

Belki unutmuşsunuzdur hafızalarınızı yinelemek isterim. Batman’da görme engelli bir kardeşimiz Sağlık Bakanına derdini anlatmak istiyor. Sağlık Bakanının kendisine verdiği yanıt çok ilginç. Gözlerin görmediği halde sana iş vermişiz daha ne istiyorsun. Şimdi bu engelli için çalışmanın sanki lütuf olduğunu, öyle bir mantıktan yola çıkarak olayın yorumlandığını bize gösteriyor. Oysa çalışmak herkesin hakkıdır. Sosyal devlette hak kavramı vardır. Hak kavramı engel tanımaz. Hak kavramının özünde insan hakları vardır. İnsan hakları da evrensel bir kavramdır. Ta Birleşmiş Milletlerin kabul ettiği İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinden buyana insan hakları dünyada bütün demokrasilerde sürekli gelişir. O açıdan bizlere düşen görev siyaset kurumunu bu konuda daha duyarlı hale getirmektir. Engelli çalışmak istiyorsa ona en iyi çalışma olanağını sağlayacak olan sosyal devletin kendisidir. Eğer tasada ve kıvançta berabersek, kıvançta beraber olduğumuz zamanda engellinin özgürce eğlenebileceği ortamı yaratmak yine sosyal devletin görevidir.

Bugün İstanbul Barosunun gazetelere verdiği ilanlar var. Bilmem o ilanları gördünüz mü? Göreve çağırıyoruz birde siz engellemeyin. 2005’te çıkan bir yasa var. Engellilerin kentte özgürce dolaşmalarını sağlayacak bir düzenleme yapıldı parlamentoda. 7 yıllık bir süre verildi. 7 yılın sonunda engelliler artık kentte özgürce gezebileceklerdi. Bir süre sonra bu 7 yıllık süre dolacak. Şimdi sormak gerekiyor. Ankara’da, İstanbul’da veya Türkiye’nin herhangi bir kentinde acaba kamu üzerine düşen görevi yaptı mı? Engelliler kentte özgürce dolaşabilecekler mi? Sinemaya, tiyatroya gidebilecekler mi, maç izleyebilecekler mi? Yani onlara kenti yaşanabilir bir kent haline dönüştürebilecek miyiz? Siyaset kurumunun üstüne düşen bir büyük görevler var. Ama eğer biz ülkemizdeki 8,5 milyon engellimizle beraber, onların aileleriyle birlikte hesaba kattığımızda 25 milyon yurttaş olarak toplumsal gücümüzü gösteremiyorsak, sesimizi duyuramıyorsak o zaman demokrasinin kalitesini sorgulamamız lazım. 25 milyonluk bir kitlenin beklediği değişiklikleri yerine getirmeyen bir siyaset kurumuna karşı bizim tepkimizi çok ciddi şekilde dile getirmemiz gerekiyor. Ya yasayı çıkarmayın, ki ben insanım benim için çıkarıyorsan o yasanın gereğini de yerine getireceksin. Getirmeyenlerden de bizim hesap sorma olanağımız olmalı. Böyle bir şey yaratmalıyız. Eğer bunu yapabilirsek bu ülkede sağlıklı bir yaşamı, güzel bir yaşamı elbirliğiyle sürdürmüş oluruz.

Kısaca şunu söylemek isterim. Fırsat eşitliği kavramı bu süreçte altın anahtardır. Herkesin fırsat eşitliği olmalıdır. Engelliye de bu olanaklar sağlanmalıdır. Az öncede ifade ettim. Çalışma olanağı sağlayacaksınız, çalışıyorsa, çalışabilecek durumdaysa. Özel yasalar çıkartmışsınız ama o yasaların gereğini yerine getirmek durumundasınız. Eğitilmesi gerekiyorsa en iyi olanaklarla onun eğitilmesine imkan sağlayacaksınız. O eğitilmelidir. Hiç çalışamaz durumdaysa, o zaman ona insanca yaşayabileceği bakma yükümlülüğünü yerine getireceksiniz. Paraysa para, başka olanaklarsa başka olanaklarla beraber çalışamayacak durumda olan engelliye de bu ülkede insanca yaşayabileceği olanağı sağlayacaksınız.

Bunlar çok uzak hedefler değil. Ulaşılamaz hedefler değil. Çalışırsak, gücümüzü birleştirirsek, eğer gücümüzü belli bir anlayışa odaklarsak, sosyal devleti savunan siyasal iktidara oylarımızı kanalize edersek çözüm yakındadır. Çözüm bizim ellerimizdedir. Çözüm bizim düşüncemizdedir. Çözüm bizim gücümüzdedir. Bunu yaparsak ülkede göreceksiniz ki, sosyal devleti gerçekten inşa edeceğiz.

Engellilerin önündeki bütün engellerin kaldırılması dileğiyle tekrar evinize hoş geldiniz diyorum, bize onur verdiniz diyorum.

Ülkemiz çok güzel, insanlarımız çok güzel. Hiçbir ayrım yapmaksızın, hiç kimseyi ötekileştirmeden hepimiz bu cennet ülkede beraber yaşamalıyız, beraber çalışmalıyız. Olanaklarımız güzel olmalı. Sosyal devleti güçlendirmeliyiz ve yaşama sıkı sıkıya dört elle sarılmalıyız. Engelli ailelerin sorunlarını da biliyorum. Ailesinde engelli olan bir ailenin sorunları da var. O sorunlarda göz ardı edilmemeli. Bir engelli ailesi gelip beni bulmuştu İstanbul’da. Zihinsel engelli bir çocuğum var, ben bakıyorum ama çocuğum büyüdü kucağıma alıp taşıyamıyorum. Buna bakacak, benimde ziyaret edebileceğim bir yer yok mudur diye bana sordu. O zaman sosyal devlet olarak eksikliğimizi, insan olarak da utancımızı bir daha yaşadık. Böyle bir ortamı yaratmamalıyız. Yaratacağımız ortam insan onuruyla bağdaşır olmalıdır. Yaratacağımız ortam ailelerin huzur içinde çocuklarına bakabileceği, o çocuklar kenti gezmek istiyorlarsa gezebileceği, denizi görebileceği, denize girebileceği bir ortamı yaratmaktır.

Güzel Türkiye umuduyla tekrar hepinize saygılar sunuyorum. Sağ olun, var olun diyorum.

Bahçeli’den ‘Dünya Engelliler Günü’ mesajı

JHLCDLPYMTRNNSUXDWTC

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı  Devlet Bahçeli’nin, “3 Aralık Dünya Engelliler Günü” nedeniyle yayınladıkları mesajı.

Engelli kardeşlerimizin duygu, düşünce ve dilekleri üzerinde daha fazla düşünmemizin icap ettiği bir zaman dilimi içindeyiz.

“3 Aralık Dünya Engelliler Günü”nün; sayıları 8,5 milyonu aşan engelli vatandaşlarımızı daha iyi anlamak ve onların içinde bulundukları sosyal, psikolojik ve ekonomik durumu derinden kavramak için iyi bir fırsat sunacağına inanıyorum.

Bu itibarla engelli olmanın ne demek olduğunu, engelli kardeşlerimize uzatacağımız duygudaşlık eli marifetiyle derinlerimizde hissetmemiz mümkün olacaktır.

İster doğuştan isterse de sonradan olsun, fiziksel veya zihinsel bir engelin yol açtığı mahrumiyetleri ve sorunları en aza indirmek her şeyden önce insani sorumluluğumuzun doğal bir sonucudur.

Engelli gurubuna giren kardeşlerimizin herhangi bir eksiklik ve zayıflık hissine kapılmalarına müsaade etmeden, onları tümüyle kucaklayıp milletimizin saygın ve eşit bir ferdi olduklarını sürekli hatırlarda tutmak gerekmektedir.

Sahip olunan engel değişik neden ve olaylara bağlı olarak ortaya çıkabilecekken, bu haldeki kardeşlerimizin hayatlarını sürdürebilmeleri, ihtiyaçlarını başkalarına muhtaç olmadan karşılayabilmeleri oluşacak sosyal duyarlılık seviyesine yakından bağlıdır.

İnsan olmaktan kaynaklanan vazgeçilmez haklara ulaşılması hususunda, engelli vatandaşlarımızın karşılaştıkları zorluklar toplumsal kesimlerin temas, irtibat ve işbirliğiyle bertaraf edilecek ve bu çerçevede insanımızı tümüyle sararak çağın açmazlarına karşı koruyacaktır.

Elbette engelli kardeşlerimizin bağımsız olarak hayatlarını idame ettirebilmeleri ve günlük faaliyetlerde bulunabilmeleri için alınması gereken önlemler vardır ve bu konuda hükümet etme sorumluluğu taşıyanların bir an önce harekete geçmesinde sayısız yarar bulunacaktır.

Öncelikle engelli kardeşlerimizin işyerlerinde, konutlarında düzenlemeler yapılması; kullandıkları araç ve gerece kolay, ucuz ve çabuk erişmelerinin sağlanması hayat kalitelerine olumlu yansıyacak ve başkalarına ihtiyaç duymadan yaşayabilmelerini temin edecektir.

Ayrıca toplumsal bilinç ve bilgi düzeyinin artırılmasıyla birlikte engelli olmanın manası daha iyi anlaşılacak; yardımlaşma, dayanışma ve karşılıklı ilgi düzeyinin yükselmesiyle de engelli olmanın baskısı her açıdan hafifletilebilecektir.

Bu kapsamda 2005 yılının Temmuz ayında çıkarılan Özürlüler Kanunun hala beklentileri karşılayamadığı, atılan adımların ise henüz kalıcı bir neticeye ulaşamadığı ortadadır.

Her insanın bir engelli adayı olduğu gerçeğini unutmadan, bu kardeşlerimizin artan sorunlarını çözmek ve taleplerini cevapsız bırakmamak için her fedakârlık yapılmalı ve her katkı verilmelidir.

Engelli tanımı başta olmak üzere; evde ve kurumda bakım şartlarının daha ileri düzeye taşınması, engelli aylığının insan onuruna yakışır bir seviyeye yükseltilmesi, engelli istihdamının bilhassa kamu kurumlarında mevcut durumun üstüne çıkarılması için gerekli girişimler gecikmeksizin yapılmalıdır.

Engelli kardeşlerimizin rahatı ve huzuru için herkes özveride bulunmalı; zorda kalan, çaresizce bekleyen, umutsuzca duran kim varsa yardım ve şefkat eli mutlaka uzatılmalıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi bu samimi niyet ve düşüncelerinden asla ödün vermeyecek; her şart altında engelli kardeşlerimizin sözcülüğünü yapmaya ve onların problemlerini kökünden bitirmek için her desteği vermeye devam edecektir.

İnsanlığımızda, maneviyatımızda, millet ve vatan sevgimizde, doğruya ve Hakk’a bağlılığımızda herhangi bir engel olmadıktan sonra, diğer tüm pürüzleri, müşkülleri Allah’ın izniyle etkisiz hale getireceğimize canı gönülden inanıyorum.

Bu duygularla tüm engelli kardeşlerimin “3 Aralık Dünya Engelliler Günü”nü kutluyor, hepsine, Cenab-ı Allah’tan huzur, mutluluk ve esenlik dolu yıllar diliyorum.

 

Görme engelli basın müşaviri azmetti başardı

fft99_mf1008273

Türkiye’nin ilk görme engelli basın müşaviri 34 yaşındaki Kenan Önalan, bir engellinin azimle neleri başarabileceğini bir kez daha ortaya koydu.ÖZÜRLÜ ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğününde basın müşavirliği yapan görme engelli 34 yaşındaki Kenan Önalan, bir engellinin azimle neleri başarabileceğini bir kez daha ortaya koydu. 7 yaşında görme yetisini yitiren Kenan Önalan, engellerini aşarak Türkiye’nin ilk görme engelli basın müşaviri oldu.

Önalan, İlk ve orta öğretimini tamamladıktan sonra lise için İstanbul’a gittiğini belirten Önalan, “Liseyi bitirince kafama koydum ve Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nü kazandım. 2 yıl okuduktan sonra, okulu bırakarak, burslarımdan biriktirdiğim bin 500 dolarla ABD’ye gittim. Büyük Amerika hayallerim vardı ama oraya gidince hayal kırıklığına uğradım. Engellilerin ulaşılabilirliği konusunda orada da sıkıntılar vardı” dedi.

Üniversiteden sonra 2009’da Başbakanlıkta basın danışmanı olarak çalışmaya başladığını kaydeden Kenan Önalan, Şubat ayından itibaren ise Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğünde basın müşaviri olarak çalışmaya başladığını belirtti. Önalan sözlerini şöyle sürdürdü:

Bakış açısı değişiyor
“Türkiye’de görmeyen biri olarak basın müşavirliği yapan ilk kişiyim. Bu işi yapmak çok keyifli. Haber müdürleriyle tanışınca ilk önce algılayamıyorlar. Basın müşaviriyim deyince şaşırıyorlar ama sonra toparlamaya çalışıyorlar. Tabi bu süreçler yaşanacak. Görmeyen birinin basında müşavir olması hem ilgi çekiyor hem de basının bakış açısını değiştiriyor. Biz medyadaki engellilere ilgili dili ve bakış açısının değiştirmeye çalışıyoruz.”

Terapik dokunuşla görebiliyorlar
DOĞUŞTAN serebral palsi (beyin felci) olan ve göz retinası yandığı için görme yetisini kaybeden 12 yaşındaki Canberk Mutlu’nun yüz refleksiyoji tedavisi sonrasında görüş mesafesi 4,5 metreye yükseldi.
İlköğretim öğrencisi Canberk’in annesi Yıldız Mutlu, erken dünyaya gelen oğlunun beyin felci hastası olduğu, bu nedenle çocuğunun zihinsel ve beyinsel gelişiminde zorluklar yaşadıklarını belirtti. Ocak ayından bu yana haftada iki defa 30 dakikalık yüz refleksoloji tedavisi gören oğlunun artık destek almadan oturabildiğini, cümleler kurabildiğini, kendine güveninin arttığını, sosyal bir ortamda kendini daha rahat ifade etmeye başladığını, anlatan Mutlu, şunları söyledi:

“En büyük iyileşmeyi ise gözlerde gördük. Oğlumunun görüş mesafesi 7,5 ay sonrasında 4,5 metreye ulaştı. Artık renkleri doğru bir şekilde tanımlayıp söyleyebiliyor. Çevresindekilerini çok rahatlıklıkla seçebiliyor. Bu tedavi öncesinde çocuğumun kasılmaları için botoks tedavisi yapıyorduk. Ama botoksun sağladığı fayda çok kısa süreliğine oluyordu. Yüz refleksoloji tedavisi sonrasında botoksu bıraktık ve artık kasılmalar olmuyor. Çocuğumuz bu kadar kısa sürede büyük bir hızla iyileşme göstermesi büyük bir mucize.” diye konuştu.

Fizyoterapist ve Refleksolog Dr. Gamze Şenbursa ise terapik dokunuş masajı olarak bilinen yüz refleksolojisinin en eski uygulamalardan olduğunu, özellikle Uzakdoğu toplumlarında ve Mısır’da binlerce yıllık bir geçmişe sahip olduğunu söyledi.